Wallpaper lazım mı abi?

Bahar geldi.

Kış boyunca tarlaların üstündeki koyu kahverengi bile bahar ışıkları ile birlikte daha güzelleşti.

Tabiat anamızın saçları uzayıp esen rüzgarlarda salınmaya başladıkça insanın içi neşeleniyor.

Kapkara toprak üzerinde emekçi köylü kardeşlerin döşediği el dokuması kilimler serilmiş gibi şimdi bayırlara.

Bahar geldi dostum gül biraz.

Feryadıma aks-i seda yok

Yol üstünde bir mola verdik haftasonu.

Bir güzel şakıma geliyordu uzaktan.

Benzinliğin arkasındaki tarlaların tam orta yerinde bir ağacın tomurcuğa durmuş dallarının üstüne tünemişti.

Uzağı iyi seçemeyen gözlerim dallar üzerinde bir çalı çırpı gibi ancak seçebiliyordu onu.

Eşim: “Çeksene şu sevimli şeyin resmini” dedi.

200 mm’lik lensi taktım ama kafi gelmedi.

SAMSUNG CSC

Öyle uzakta olmasına karşılık sesi öyle net ve yankılı geliyordu ki…

Sesinde bahara bir mutluluk türküsü yakmaktan ziyade bir dost arayışının yakarışı vardı sanki.

Sonradan uzaklardan bir yanıt geldi yakarışına.

Oralardan uzaklaşırken sesini kaydetmemiş olduğuma üzüldüm.

Serçeden epey irice ama serçeye çok benzer bir kanatlı idi.

Yanık sesi aklımda Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın dizelerini ezberimde kaldığı kadar okuttu bana.

En çok da yüreğim “feryadıma aks-i seda yok” kısmında titredi.

 

Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;

Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.

Ormanlar koynunda bir serin dere,

Dikenler içinde sarı gül vardır.

 

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?

Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?

Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?

Yüce dağ başında siyah tül vardır.

 

Orda geçti benim güzel günlerim;

O demleri anıp bugün inlerim.

Destan-ı ömrümü okur dinlerim,

İçimde oralı bir bülbül vardır.

 

Uçun kuşlar, uçun burada vefa yok;

Öyle akar sular, öyle hava yok;

Feryadıma karşı aks-i seda yok;

Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

 

Hey Rıza, kederin başından aşkın,

Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,

Sende -derya gibi- daima taşkın,

Daima çalkanır bir gönül vardır.