Karnında şerbet biriktiren

Karaağaç’tan Pazarkule’ye doğru gidiyoruz. Birazdan ülkemizin topraklarının en batı ucunda olacağız. Huduta yakın tarlalarda bahçe tarımı yapılıyor ve tarla sahipleri tazecik ürünlerini hemen orada bulunan tezgahlarında satışa sunuyorlar.

Belki kısmetizde birkaç kilo domates, biber salatalık veya mevsimi geçmedi ise enginar vardır. Aslında daha çok ayçiçek tarlalarının kenarında dolaşmak ve fotoğraf çekmek niyetindeyiz.

Güzel seraları olan Mustafa abi’ye uğrayıp geri dönerken güzel bir gündöndü tarlası kenarında durduk. Bu arada biz gündöndü demeyi severiz. Ayçiçeğini kim uydurdu bilmem ama sürekli olarak yüzünü güneşe çeviren bu güzel nebata gündöndü veya günebakan demek daha güzel gelmiştir bana.

Tarlanın kenarında gezinirken birkaç yusufçuk, kelebek görüp peşine takıldık. Gözüm ayçiçeklerin içine girip çıkan bir arıdaydı. Ayçiçeğin henüz olgunlaşmaya başlamamış tohumlarının sütlü tanelerine gömülüşünü karelemeliydim.

Bu işler için özel bir lensim olmadığından makinemin ve mevcut lenslerimin kabiliyetleri ölçüsünde birşeyler yapmaya çalışacaktım. 18-55 veya 30 mm’lik mono lensim ile arkadaşın dibine kadar girebilmem pek söz konusu olamazdı zira her ne kadar bal arısı da olsa ürkerse kendini savunma hakkını kullanabilirdi. Daha uzaktan ama daha güvenli bir şekilde arı üzerinde çalışmayı tercih ettim. Üstelik kendisini de rahatsız etmeyecek, içine gömüldüğü gündöndüden kana kana beslenmesini engellemeyecektim.

Arıları uçarken görüntülemek pek de kolay değil… Makinemi yeni aldığım yıl çiçekler arasında gezinen bir bombus arısını layığı ile karelemeyi becerememiştim.

En sabit durdukları anlarda bile bu çalışkan hayvanların mutlaka hareket eden bir yerleri var. Titreşen uzuvlarının hareketlerini dondurabilmek için enstantene biraz yüksekçe olmalı ve bunun sonucunda bulunduğunuz ortamın ışığına göre iso’yu serbest bırakmalısınız.

Daha önceki arı karesi çekme girişimlerimde küçük kurallara riayet etme hususunda çok bilinçli davranmadığım için güzel anları ziyan etmiş bulunuyorum. Özellikle aşağıdaki fotoğrafta kır şakayığının içine gömülmüş olan arkadaşı daha net çekebilirdim. Arının bir yandan da hızlıca uçup gidebileceği gerçeğinden hareketle bazen ayarları makinenin inisiyatifine bırakma kolaycılığına başvuruyoruz.

SLR tarzı bir makine ile çalışırken aynı zamanda odak ölçümleme türlerine de çalışmanızda fayda olabilir. Ne zaman spot, ne zaman merkez ağırlıklı veya diğer seçenekleri kullanmanızın uygun olacağına makinenizin özelliklerini anlatan bir youtube videosundan çalışabilirsiniz.

Yazımızın esas konusu olan kareye dönecek olursak kendisini gündöndünün içine gömmüş olan arkadaşımızın esas fotoğrafını aşağıda görebilirsiniz.

Fotoğrafın belirli bir alanını keserek aynı zamanda gölge, koyuluk ve doygunluk ayarları ile arının üstüne sıvanmış polenlere kadar netliği göz önüne çıkartabildim. Zannedersem bu kareyi çekerken arının üstünde doğruya yakın bir netleme gerçekleştirmiş olmam daha sonra fotoğrafı işlerken ve gizli kalmış çarpıcı yönlerini daha belirgin hale getirirken oldukça faydalı oldu.

Arının doğadan fışkırmış olan gıdasına nasıl gömüldüğünü ve içine çektiği özlerle birlikte bitkinin polenlerini nasıl üstüne başına sıvadığını göstermek açısından “fena değil” kategorisinde bir çalışma olarak arşivime ekledim.

Not olarak da bu çalışkan arkadaşlardan kutsal kitapta nasıl bahsedildiğini ekleyelim.

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.

Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.

Nahl 68-69

Şadırvan aşıkları

Fotoğrafçılığa meraklı olanlar daha kaliteli fotoğraflar çekebilmek için bir süre sonra makinelerinin otomatik modunda fotoğraf çekme kolaycılığından kurtulmak zorundadırlar.

Kurşun kalemle hasbelkader güzel desenler çizebilmek kişisel bir beceridir ama daha iyi bir ressam olabilmek için farklı resim malzemelerini ve renkleri tanımak zorundayız. Korkmadan ve hata yapma riskini de peşinen kabul ederek alışkanlıklarımızı kırmalı; yeni mecraları daha kaliteli çıktılar için tecrübe etmeliyiz.

Kişisel amatör fotoğrafçılık deneyimlerim sürecinde ağırlıklı olarak aynasız ve SLR model makinelerimin otomatik seçeneği kullanma kolaycılığına sıklıkla ve ucunca bir süre başvurduğum bir gerçektir. Sizlere de uzunca bir süre bu şekilde fotoğraf çekmenizi tavsiye ederim. Ne zaman ki çektiğiniz fotoğraflar ile bulunduğunuz yerin ambiyansının aynı olmadığını hissettiğinizde yeni arayışlara ve makinenizin P, A, S, M (P, Av, Tv, M) modlarını denemeye başlayacaksınız.

Bir yandan karşılaştığınız o anları kaçırmadan ve hızlı bir şekilde karelemek için acele edeceksiniz; öte yandan da çok daha itinalı ayarlar ile kaliteli karelere imza atmak isteyeceksiniz.

İçine düşeceğiniz bu ikilemden; bulunduğunuz ortama en uygun ayarları nasıl yapabileceğinizi ve çekim modlarının yapabilirliklerini özümseyerek ancak çıkabiliriz. Kişisel olarak belirtmem gerekirse halen öğrenme aşamasındayım ve bu safhanın son ermeyecek olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

Bu felsefi girişten sonra karemizin üzerinde biraz konuşmak istiyorum.

Öncelikle çektiğim fotoğrafın son derece amatör olduğunu belirteyim. Uzman edası ile birşeyler öğretme gayretinde olmadığımın altını çizerek işin gerçek ustalarına herhangi bir hadsizlik içinde olmadan salt anlık deneyimlerimi aktardığımı özellikle söylemek isterim. Tüm bunlara karşılık bu karenin kompozisyonu benim için gerçekten anlamlı. Zaten biz amatör fotoğrafçıların birincil hedefi o anları yakalamak ve arşivlemektir. Anları yakalarken de temel fotoğrafçılık kuralları çerçevesinde mümkün olduğu kadar kaliteli çıktılar üretmeye gayret eder ve bundan da keyif alırız.

Mekanımız Edirne Selimiye camii avlusu…

Şadırvanın üst tarafındaki minik havuzda yıkanmak, su içmek ve serinlemek için konan, uçan, kanat çırpan kuşlar var. Şadırvanın üst kısmından aşağıya minik oluklardan dökülen suları arka fondaki mükemmel hat yazıları ile kompozisyon içinde kullanmak hoş bir görüntü oluşturacaktı. Hele bir de bu kompozisyon içinde buraya hızlıca konup kalkan güvercinlerden de karenin içine bazılarını sokabilmek çok güzel olurdu.

Öncelikle böyle bir çalışma için acele etmeden ve bir yere yetişme telaşı duymadan çalışmanızda fayda var. Bu karedeki hatalar üzerinden giderek daha iyi kareyi sizlerin yakalaması için fotoğrafımızı acımasızca eleştirmek istiyorum.

Öncelikle cami avlusunun gün ışığını alma açısından şanssız bir saatindeyiz. Bu aşamada ISO konusunda ayarların en uygun olanını makineye bırakmakta fayda var. İşin içine güvercinler girecekse bu yaramazların hızlı kanat çırpmalarını nasıl göstermek istediğiniz çok önemli.

Ben minik oluklardan akan suların damlalarını havada donup kalmış gibi göstermek istiyordum. Kullanacağım yüksek enstantane kuşların hareketlerini de donduracaktı. Bu şekilde kafamdaki kompozisyona yakın bir resim elde edebilecektim. Öte yandan maalesef şadırvana çok yaklaşamadım zira kuşlar ürküp kaçacaklardı. 200 mm’lik lensim de yanımda yoktu. Mecburen elimdeki 18-50 ile çalıştım.

Eğer kuşlara telelens ile yaklaşabilmiş olsaydım arka plan bulanıklığını daha güzel bir ambiyans oluşturacak şekilde yakalamış olurdum.

Bu kareleri tekrar çekebilme şansını yakarsam öncelikle odaklanabileceğim tele lensimin yanımda olmasını dilerim. Ayrıca ISO’yu serbest bırakıp kuşların hareketliliğini daha iyi yakalayacak yüksek bir enstantane ile çalışırım.

Birçoğunu başarısız kabul ettiğim karelerden geriye kalan en sevdiğim fotoğraf ise bu yazımın kapağına yerleştirmiş olduğum yanyana su içen aşıklar olmuştu. Çektiğim karelerde suya inen, sudan kalkan kuşların netliğini yakalayamayınca bir hayli moralim bozulmuş daha sonra biraz daha yüksek enstantane ile çalışmayı akıl etmiştim. Gördüğünüz fotoğrafta damlalar havada asılı kalmış ve kuşlar da adeta bana poz vermiş gibi duruyorlar. Bir tanesinin gözleri kapalı çıkmış ki o kadar kusur da varsın olsun dedik.

Karenin aşağıda gözüken ham hali üzerinde Lightroom ile biraz çalıştım. Tele lensin yanımda olmamasını makinenin megapiksel gücünün verdiği imkan ile tolere ederek kompozisyonum için bana gerekli olan kısmı kestim. Enstantane yükselince zaten yetersiz olan ortam ışığı kuşlarımızı gölgede bıraktığından biraz da ışık ve gölge ayarlarını elden geçirdim.

Sonuçta ortaya elle tutulur veya en azından arşivimde geriye dönüp baktığımda halen keyifle o anları andığım güzel bir şadırvan aşıkları karesi çıktı.

Bir dahaki sefere umarım daha güzelini çekebilirim. Belki kendimi biraz daha geliştirmiş olurum.